Urban

Gittim, gördüm, yazıyorum.

Adı urban olan, ingilizce olduğu için örbın diye okunan; ama bir rivayete göre Mimar Sinan gençliğinin yazıldığı gibi yani ‘urban’ diye okuduğu mekandaydım. Bunu İTÜ’lüler söyledi diyerek izlenme oranlarını daha da arttırabilirim. Bence ikisi de olabilir. Biri sorsun lütfen.

Gonzales’in Solo Piano albümü tadında bir havası olan, hemen girişte solda etkinlik bültenlerini bulabileceğiniz, girmezseniz dışarda oturabileceğiniz; yok ben üşürüm derseniz içerdeki kot’lardan birine oturabileceğiniz mimar işi bir işletme. Kot dediğim jean değil tabi, basamak basamak bir mekan ya ondan. Sahibi mi ne mimarmış. Mekanı önerenin yalancısıyım; ama bir mimarcan olarak olma ihtimalini yüksek buluyorum. Çünkü bizde neredeyse herkesin bir yemek dükkanı (kimine kafe olur kimine restoran) açma hevesi vardır ve açarlarsa ne yapacakalarının bir kısmı bu mekanda gözüme ilişti.

Dışarısında oturabiliyorsunuz demiştim, böyle asması olanlarından ama aynı zamanda sokak. Kısaca yazın limonata içmelik, zaten menüde de vardı yanılmıyorsam. İçerisine geçersek giriş düzlüğü ve masalar, sonra 5-6 basamakla başka bir düzlüğe iniyoruz. Sonra tekrar masalar, ilaveten bar da burda ve tekrar 5-6 basamak inince herhalde tarihi olan bir kemerin altındaki oturma yerleri ve yanında duvarlar ayrılmış tuvalet ile mekan bitiyor. Girişteki düzlükten bir de asma kata çıkılıyor. Yani her katı farklı perspektifler sunan bir yer. Proje derslerinde yemek mekanlarını servisi kolay olsun diye düzayak yaptırmaya çalışan hocalara inat bir tercih. Bunun dışında dinlendirici tonlarla boyalı, sandalyesinden çerçevesine hafif eskitilmiş bir mekan ruhu hakim. Dinlendirici tonlar hakim diyerek beni benden aldım bu arada… Bravo.

Ne diyim. Tuvaleti güzel: karma. Kim girerse onun oluyor. Seviyorum eşitliği. Biri makyaj tazelerken diğeri bıyıklarını tarıyor falan… Sevimli.

Lezzet mevzusu değişken, süslü bir ince dilim pizza yemiştim mesela. Otlardan dağ yapmışlardı üzerine. Bir de çok kuru geldi bana ince dilim, lahmacun gibi kıtır kıtırdı. Soğuyunca ya da geç servis edilince lezzetsiz oluyor. Ben dedim diye de denememezlik etmeyin; bir içecekle gideri var.

Hadi yeter bu kadar demeden önce mekanın yerini de anlatayım di mi? (Sağol Yiğitcan, unutmuşum) Galatasaray Lisesi’ne gelmeden soldan bir yokuş çıkar hafif hafif. Hani solda küçük bir Çin Lokantası (eskiden kır pidecisi) var ya işte o sokak. Google’a sorsan Turnacıbaşı Caddesi diyor; işte oraya gir, ilk sağa dön, düz yürü ilerde sağda göreceksin.

Oldu mu Yiğitcan? Olduysa bu yazıyı ilk oylayan sen ol!

Meraklısına:  web | mail | twitter | face | ekşi | mekanist

“Mutlu günler!” | mistiklal ekip
Hüseyin
Takip et!

Hüseyin

Editör at Mistiklal
Bendeniz mistiklal'in kurucu ortağı. Bana göre bir mekanda, en belirleyici unsurlar fiyatı ve tuvaletidir. Kendini ne sandığını; aslında ne olduğunu anlatır. İstiklal’i babadan kalma severim, gezerim, okurum ve yazarım. Arşivim, belgelerim var.
Hüseyin
Takip et!
2 Comments
  1. Dün arkadaşın doğum günü bahanesiyle tekrardan yolum düştü, bir kaç yazılası anım oldu ve hemen bu güncel notları eklemeye karar verdim. Öncelikle mutfağın kapanmasına 10 dakika kala gittiğimiz için hızla makarnamızı söyledik. İlk yazıda pizzanın geç gelmesinden bahsetmiştim, burda da makarnanın erken gelmesinden. Son dakika da sipariş verirsen böyle olur şeklinde makarna bildiğiniz pişmemiş geldi. Al dente nedir bilmesem sorun yok tabi; ama bu Al! danteni olmuş. Ayıpladım.

    Bir de öyle yerlerde Limonata’nın yemeğin yarı fiyatında olmasına takmaya başladım artık. İlerde geçer umarım.

  2. Pingback: mistiklal.com | Şehir Meyhanesi

Bir Cevap Yazın