La Fontana Di Trevi

Mekanımıza ismini veren La Fontana Di Trevi, Roma’nın orta yerinde konuşlanmış olan nam-ı diğer aşk çeşmesi. Her daim kalabalık olan ve dibinde bir mini hazine yatan bir çeşme (bir ara dalıp bozuk paraları toplamayı düşünmedim değil hani) bana bol dondurmalı birkaç günü (20 kilo çanta taşımasam kesin kaseyi büyütmüştüm) ve Roma’nın güzelliklerini çağrıştırsa da artık lafı uzatmayıp İstiklal’deki bu şahane restorandan bahsetmek istiyorum.

Tavsiyem öncelikle J’adore yazısına göz atmanız. Orada faili meçhul bir yorum göreceksiniz. Yorumu yapan şahısa buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Evet, mekan J’adore ile ortak işletmeciye sahipmiş, zaten hemen yanında. Bir konser öncesi karnım açken ve değişik bir yere gitme isteğim depreştiği sırada bu yorum aklıma geldi. Zaten yakınlardaydık, elimizle koymuş gibi bulduk mekanı. Tamam tamam salak gibi tur attık aslında ama aslında çok kolay yeri. Mekanın giriş katında bir-iki masa mevcut sadece, yaz günleri ve sigara tiryakileri için dışarıda da birkaç masası var. Esas olay üst katta derim yine de. J’adore’daki özeni aynen görebilecğiniz, yine küçük (15 masa ya var ya yok), basık tavanlı, yer yer tuğla duvarlı, loş, masalarda çiçek ve mum ışığı barındırdan romantik ötesi bir mekan. Tabi bir de şöyle birşey var, ben romantizmi o kadar abartmak niyetinde değildim aslında, kasıtlı oraya götürmüşüm gibi oldu yanımdaki şahsiyeti ama benim durumumda sorun olmadı (off neler yazıyorum lan ben). Yani J’adore’u bile sollamış bu konuda diyebilirim.

Atmosferi aşağı yukarı anlatabildim umarım, menüye geçeyim. Efendim menümüzde benim pek sevdiğim makarna ve pizzalardan bol çeşitte bulunuyor. Giriş katında zaten taş fırın gözünüze çarpacaktır. Emin olun boşuna değil, pizzalar gayet lezzetliydi. Antibiyotikler sağolsun şaraplardan uzak durmak zorundaydım. Bir dahaki sefere makarna eşliğinde artık.

Özetlersek J’adore konseptinde, güleryüzlü ve iyi bir servise, lezzetli yemeklere sahip, şirin bir mekan kendisi. Fiyatların da gayet uygun olduğunu söylemeden geçmeyeyim. İçeri ilk girdiğimde sanki bayağı kabarık bir hesap ödeyecekmişim hissine kapıldım ama öyle olmadı. Alkol vesilesiyle hesap uçabilir belki ancak. Tavsiyem, tabii ki sevgilinizi götürmeniz (restorana yani).

Bir başka aşk budalası yazıda görüşmek üzere, sayanora. Ulan ne cıvık adam oldum ben de, orası çok şirin burası pek mıymıy diye diye…

Meraklısına:  web | mail | twitter | face | ekşi | mekanist

“Mutlu günler!” | mistiklal ekip

Yiğitcan Karanfil

Lise ve üniversite boyunca İstiklal Caddesi’nden eksik olmamış, üniversite bitiminde de Toronto’ya yollanmış, şimdilik ne yaptığı pek de belli olmayan bir insanım. Mimarım, asabiyim, macerayı severim (gülüşmeler filan). Kendim hakkında bir şeyler yazmaktan da zerre hazzetmem.

Latest posts by Yiğitcan Karanfil (see all)

One Comment

Bir cevap yazın