49

Bazı yerler vardır ki, sadece kaybolduğunuzda bulabilirsiniz. Ben de 49’u kaybolduğumda buldum. Ama siz rahat olun sevgili okurlar, adresi yazacağım ki siz kaybolmadan da bulabilin diye.

Cihangir sokaklarında sevgilimle öylesine dolaşırken rastladım bu cafeye, gözüme güzel göründü. Zaten serinletecek bir şeyler içmek istiyorduk, deneyelim burayı dedik. Oldukça enteresan bir mekana adım atmış olduk. toplamda 10 masa filan var herhalde. Küçük bir asma kata sahip. Masalarda mum ışığı var, buna ek olarak oldukça az aydınlatma var, dolayısıyla loş ama hoş bir yer. Mekan köşede olduğundan gündüz çok daha aydınlık diye tahmin ediyorum. cephelerden biri de komple açılıyor. Klostrofobi yaratması pek sözkonusu değil yani.

Nerede peki burası? Biz de dönerken fark ettik ki Turnacıbaşı Sokak’taymış. İstiklal Caddesi’nden Turnacıbaşı’na girin, Urban’ı geçin. Sonra biraz daha gidin. Yolu takip edince bulunuyor. 49 ise esasen mekanın sokak üzerindeki numarası.

cukurcuma49

Efendim neyse, aldık menüyü elimize. Dedim iyi ki yemeğe gelmemişiz. Pizza fiyatları filan abartılı gibi geldi biraz. Gerçi devasa pizzalar getiriyorlarsa bilemem, günahlarını almayayım. Malum, artık mimarım ama takdir edersiniz ki işsiz bir mimarım. Menüde bir takım şakalar, komiklikler gözümüze çarptı. “Desperate House Wines”a bayağı güldük. Ha, evet house wine. Anladığım kadarıyla kendi şaraplarını imal ediyorlar. Zaten girişte solda masalardan biri cam üzerinde durmakta, camdan da aşağıdaki şarap mahzenini görebiliyorsunuz. Lakin bu sıcakta tercihimi buzlu kahvede yana kullandım. Sevgili kişisi de limonata aldı. İçecekler boyut ve tat olarak fena değildi de fiyat/performans biraz sıkıntılı gibi.

Hani zaten girip sadece birer içecek içtiğimizden belki de yazacak çok şeyim olmadı ancak bir darbe de cafeden geldi bunun üstüne. Dediler 15 dk sonra kapatıyoruz.  Cumartesi günü saat 12’de alkol servisi olan bir yerin kapanması garibime gitti açıkçası. Belki de ramazan dolayısıyla işlerin kesatlığından olabilir, bilemedim.

Son sürpriz ise, şarap mahzeninin üstünde oturmaya pek ısınamadık, sağdaki taburelere gittik. Uzunca bir tezgahın üzerindeki posta kartlarını gördük. Sonradan bunların posta kartı değil de kartvizit olduğunu anladık. Aynı temada 4 adet tasarlanmış. Bunları pek sevdik biz. Üçer beşer tane attık çantaya.

Bu yazıyı başladıktan çok uzun zaman sonra bugün tamamlıyorum ve o kartlardan biri de yanımda hala. Bu sayede bu mekanı hiç unutmayacağımı söyleyebilirim. Yanımda dediğim de Toronto’da, önümüzdeki birkaç yıl buradayım gibi gözüküyor. Yazacağım birkaç mekan daha var şu anda aslında ancak muhtemelen bundan sonra çok daha az göreceksiniz beni Mistiklal semalarında. Sayanora.

Meraklısına:  web | mail | twitter | face | ekşi | mekanist

“Mutlu günler!” | mistiklal ekip

Yiğitcan Karanfil

Lise ve üniversite boyunca İstiklal Caddesi’nden eksik olmamış, üniversite bitiminde de Toronto’ya yollanmış, şimdilik ne yaptığı pek de belli olmayan bir insanım. Mimarım, asabiyim, macerayı severim (gülüşmeler filan). Kendim hakkında bir şeyler yazmaktan da zerre hazzetmem.

Latest posts by Yiğitcan Karanfil (see all)

2 Comments

Bir Cevap Yazın