Kanlı 1 Mayıs’ın Tanığı: The Marmara Oteli

The Marmara Oteli Kasım 1975’te İstanbul’un üçüncü gökdeleni olarak açıldı. 1970’ler İstanbul’un siluetinin değişmeye başladığı yıllardı; o dönemde yapılmış olan Sheraton Oteli, Odakule binası ve Zincirlikuyu’daki karayolları binası şehrin yüksek modern yapılarının ilk örneklerindendir. Tabii bugünkü gökdelen algımızdan biraz uzak oldukları açıktır. The Marmara Oteli’nin tasarım çalışmaları 1969’ da başlıyor; Rüknettin Güney ve Fatih Uran’ın beraber başladığı proje, ömrü vefa etmeyen Güney’in son projesi oluyor. Hatta projenin tasarımı bitmeden ölüyor Güney. Ancak konuya o noktadan giriş yapmış da olsam benim bu yazıyı kaleme alma sebebim, The Marmara Oteli’nin mimarlık tarihi açısından taşıdığı önemden ziyade, 1 Mayıs 1977’ deki katliama ettiği tanıklıktır. Üstelik yapı bu olayda sadece pasif bir tanık konumunda da değildir.


1980 darbesi öncesinde, özellikle 1975 sonrası giderek büyüyen sağ-sol çatışmaları ülkede büyük bir kargaşa döneminin habercisiydi. Türkiye’de gün geçtikçe güçlenen bir işçi sınıfı vardı ve 1 Mayıs bir anlamda kendilerini temsil edebilmek ve seslerini duyurmak için büyük bir fırsattı. DİSK, 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanında yapılacak olan kutlamalar için tüm sol gruplara çağrıda bulunmuştu. Ancak sol yekpare bir bütün değildi elbette, bu da kutlamaların olaylı geçebileceğine dair bir kanı yaratmıştı. Özellikle Çin ve Sovyet yanlıları arasında olası bir kavganın vuku bulması neredeyse kaçınılmazdı. Sağcı basın, gazetelerinden halka o gün sokağa çıkmama tavsiyesini veriyordu. DİSK kendi açısından önlemini aldı, alana 20.000 sopalı işçiyi düzeni sağlamak üzere görevlendirdi. Meydana hâkim konumu sebebiyle The Marmara ki o zamanki adıyla Intercontinental Oteli, 30 Nisan 1977’de kapatıldı. 1 Mayıs günü erken saatlerinden itibaren insanlar alanı doldurmaya başlamışlardı. Kesin bir rakam olmasa da öğleden sonra taksim meydanı ve çevre bölgesinde 500.000 işçinin bulunduğu tahmin ediliyordu. Rakam çeşitli kaynaklarda 300.000 ile 500.000 arasında değişmektedir. Kitleler meydanı doldurmadan çok daha önce, sabahın erken saatlerinde alanın çevresinde farklı bir hareket olmuştu, Cumhuriyet Savcısı Muhittin Cenkdağ’ın yürütülen soruşturma sonucunda belirlediği üç farklı nokta vardı; birincisi Taksim Sular idaresinin duvarı, ikincisi Shereton Otelinin çatısı ve üçüncüsü The Marmara Oteli’nin 213, 510 ve 713 numaralı odalarıydı. Bu noktalara Amerikan uyruklu ve silahlı kimseler yerleşmişti. Tabii ki resmi hiçbir kayıt yoktu, hatta bu insanlar ülkeye giriş ya da çıkış bile yapmamışlardı görünürde. Cenkdağ, kayıt yoktu ama tanık vardı, üstünü; kim, nasıl, ne şekilde kapattı bilemiyorum diyecekti yıllar sonra.
Belki de herkes tehlikeyi içeriden beklemekteydi, bu sebepten 50.000 kişilik Dev-Genç grubu alana sokulmadı. Ancak grup zorla güvenlik barikatını yarmayı başarmıştı. Alana alınmayan diğer grup Çin yanlısı Maocu’lardı, onlar Tarlabaşında durduruldular ve itişmeler başladı. Bu karmaşa DİSK başkanı Kemal Türkler’in konuşmasının gecikmesine yol açacaktı. Saat 19.00 sularında konuşmasına başlamıştı Türkler, bitirmesine de çok az kala Tarlabaşı tarafındaki karmaşa büyümeye başlamıştı. Hepsinin ardından bir el silah sesi duyuldu. Çok sonraları bu ilk ateşin bir işaret ateşi olduğu anlaşılacaktır. Bir el ardından bir el daha, bu iki ses karmaşanın başlamasına yetmişti. İnsanlar paniklemiş ateşin nereden açıldığını anlamaya çalışıyorlardı. Kimileri uzun yatış pozisyonu almış, kimileri birbirlerini ezmek pahasına kaçmaya girişmişti. İlk yaylım ateşi Sular İdaresinin üstünden başlamıştı. The Marmara Otel’inden ateş edenlerin asıl hedefi DİSK yöneticilerinin bulunduğu kürsüydü. Bu sırada nereden meydana girdiği anlaşılamayan beyaz bir Renault otomobil’in camlarından etrafa gelişigüzel ateş ediliyordu. Bayram, bir can pazarına dönüşmüştü. Etraftaki resmi görevliler tepkisiz kalmışlardı, çok sonra sahneye çıkan panzerler ise etrafa su sıkıp, ses bombası atmak ve bu hareketleriyle insanları daha da kaosa sürüklemek dışında hiçbir şey yapmamışlardı. Kaçış yönlerinden biri olan Kazancı Yokuşu, büyük bir kamyonet yerleştirilerek bloke edilmişti. Ölenlerin çoğu kurşunlar yüzünden değil, ezilerek ölmüşlerdi.

Ertesi gün resmi rakamlara göre 34 ölü, yüzlerce yaralı vardır. 400 kişi gözaltına alınır ancak hiçbirinin olaylarla ilgisi olmadığı saptanır. Onlarca dava açılır, hiçbiri sonuçlanmaz. Bu olaydan ötürü hiçbir resmi görevli ve polis yargılanmamıştır. 1 Mayıs 1977 tarihimizde kanlı bir leke olarak yerini alır. Bu olayı tasarlayanlar ve güç odakları belirlenemez . Otele yerleştirilenlerin kimlikleri saptanamaz.

Cumhuriyet sonrasına dair tarih yazımımız henüz çok zayıf bir durumda da olsa, bu olayın Türkiye’deki sol hareketin bastırılması ve sağ-sol çatışmasının kızıştırılması için çıkarıldığı genel olarak kabul görmektedir. Bizim devlet geleneğimizdeki, devletin bekasını korumak için her yolun mübah sayıldığı makyavelist yaklaşım bu olayda da kendini göstermiş, kontrgerilla ya da derin devlet olarak adlandırılan güç odaklarının bu olayı desteklediği düşünülmüştür. Sağ basın olayı ‘’Maocu vatan hainleri işçi bayramını kana buladı’’ ya da ‘’solcular 40 işçiyi katletti’’ gibi absürt denebilecek başlıklarla sunmuştur. Hatta sağın lideri Süleyman Demirel, işte komünizm tehlikesini ciddiye almazsanız bunlar olur şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Trajik bir olayın, trajik-komik bir hale sokulması çabası gibidir bu talihsiz açıklamalar. Bence bu olayın en mühim noktası sol için bir dağılma, parçalanma döneminin başlangıcı olmasıdır. O günden bugüne değişen pek çok şey var Türkiye’de ama eğer Taksim Meydanı’na çıkarsanız  The Marmara Oteli hala oradadır, bu kanlı katliamın da bir tanığıdır.

Meraklısına: vikipedi | ekşi | mekanist

Kaynakça
”Soruşturma Nasıl Yapılmalı!”  Uğur Mumcu, 6 Mayıs 1977 tarihli Cumhuriyet Gazetesi Köşe Yazısı
”12 Eylül Belgeseli, 3. bölüm: Can Pazarı” Mehmet Ali Birand, Hikmet Bila ve Mustafa Ünlü, 1998
”1 Mayıs 1977 Keşke Olmasaydı” Belgesel, Kanal 24
”Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi” İletişim Yayınları, 1988
“Rüknettin Güney.” Vikipedi, Özgür Ansiklopedi. 26 Aralık 2011, 18:40 UTC. 28 Nis 2012, 18:36
Sedef Can

Sedef Can

Zamanımın çoğunu İstiklal Caddesi ve çevresinde geçiririm. Yemek olsun, içmek olsun bunlara pek düşkünüm. Bilhassa kahve ve rakı özel ilgi alanıma giriyor. Mistiklal dışında ne ile meşgulsün derseniz; Koç Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuyorum. Gelecekte yaşamımı kalemimle kazanmak gibi bir fantezim var. Hayatta prensip olarak düşünüyorum ama yapmıyorum. Mistiklal ise ilk eyleme geçişim olabilir.
Sedef Can

Bir Cevap Yazın