Karabatak



‘ kimse ama hiç kimse kahveme karışamaz. kahveme karışanı bırakırım, kahveyi bırakmam. o kadar söyleyeyim.”

Nee Karaköy’de Karabatak adında bir Julius Meinl şubesi mi açılmış! ilk tepki bu kafamda, nihayetinde yaşam destek ünitemin en klaslarından birini satıyorlar hem de İstanbul’un en güzel semtlerinden birinde.  Mistiklal ahalisi şu sıcak yaz günlerinde  gelin denize doğru inelim, zira ilk göz bebeğimiz İstiklal zannedersem bizim henüz saptayamadığımız petrol rezervlerinden ötürü Arap istilası altında, yani serin ve sakin bir Karaköy kahvesi hepimize iyi gelebilir.

Arkalarda, aralarda ve manzarasız, yine de huzur veriyor mekan bana. Ne vakit otursak asgari üç saati buluyor, bir türlü ayrılamıyoruz. Yazın gelmesiyle beraber sandalyeler de sokağa  yayılmış, en sıcak günde bile esinti oluyor, rahatlatıyor insanı.

Eski bir torna atölyesiymiş mekanın konuşlandığı bina, uzun ve zahmetli bir restorasyon geçirmiş, özellikle yer döşemelerine hayran kaldım, duramadım sordum tabi, Hindistan’dan özel olarak getirilmişler. Hoşuma giden detaylardan biri bazı duvarlara hiç dokunmamışlar, otantik bir hava yakalanmış ortamda.

Ben kendi adıma siyah saf kahveden pek şaşmıyorum. Fakat bu konuda benim kadar muhafazakar olmayanlar için seçenek bol. Yiyecek açısından menü kısıtlı tutulmuş, birkaç çeşit atıştırmalık ve tatlılar var, kısacası restoran muamelesi yapmayın, öyle çılgın aç gelmeyin demek istiyorum. Ayrıca sen kahve tutkunu bir delisin ama biz çaycıyız diyen dostlara sesleniyorum, korkmayın çay da servis ediliyor.


Bir kahve bağımlısı olarak Julius Meinl’dan bahsetmemek olmaz elbette,  Avusturya’nın en eski kahve üreticisi; 1862 yılında açılmış. Türkiye’de henüz yaygınlaşma imkanı bulamadı, gerçi hava mı atmadan da geçmeyeyim Koç Üniversitesi öğrencisi olarak bu kahveye kampüs içinde ulaşabiliyorum. Avrupa’nın kahveyle tanışması malum, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması’na kadar gidiyor. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa mağlubiyeti üzerine tası tarağı toplamadan döner başkente, ardında kahve çekirdeklerini de bırakır. Hatta Julius Meinl’ın başında fes olan logosonun sebebi de Osmanlı ile kurulan bu ilişki. Elbette olabildiğince oryantalist bir yorum, evropalıların doğuyu yekpare anlama merakı işte; Osmanlı eşittir Arap çağrışımından ötürü uzunca da bir süre koyu tenli bir vatandaş takıyordu logodaki fesi. Hadi o kadar da yüklenmeyeyim, hani kahvenin anavatanı tarzında Araplar’a bir pay verme açısından da böyle bir seçim yapılmış olabilir. Durmadan fes dedik, belirtmeden geçmeyeyim o açıdan da anakronik bir tat yakalamışlar çünkü Osmanlıya fesin gelmesi 19 yüzyılda II. Mahmut dönemine tekabül eder; tüm devlet görevlilerinin fes giyme zorunluluğu ortaya çıktıktan sonra bu aksesuar Bab-ı Ali ve Konstantiniyye’nin simgesi olur; bu anlamı da onu yabancı bir kahvenin paketine taşır sonunda.

Önce direkt olarak Julius Meinl adı altında açmayı planlamışlar bu kahveyi ancak telaffuz zorlukları onları başka bir isim bulmaya zorlamış; iyi de olmuş, Karabatak ismine de bayıldım ayrıca.
İyi kahveye hasret herkesin hoşuna gidecek bir mekan, turbo kapitalizm ile birlikte giderek sevimsizleşen büyük kahve zincirlerinin yanında pek şık kalıyor Karabatak. Benim için de vazgeçilmez bir mekana dönüşmesi işten bile değil çünkü hep söylediğim gibi ”her şeyden vazgeçerim, kahveden asla!”

Meraklısına:  web ekşi mekanist
“Mutlu günler!” | mistiklal ekip
Sedef Can

Sedef Can

Zamanımın çoğunu İstiklal Caddesi ve çevresinde geçiririm. Yemek olsun, içmek olsun bunlara pek düşkünüm. Bilhassa kahve ve rakı özel ilgi alanıma giriyor. Mistiklal dışında ne ile meşgulsün derseniz; Koç Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuyorum. Gelecekte yaşamımı kalemimle kazanmak gibi bir fantezim var. Hayatta prensip olarak düşünüyorum ama yapmıyorum. Mistiklal ise ilk eyleme geçişim olabilir.
Sedef Can
3 Comments
  1. 17 ağustos saat 16:45 sularında, dört kişi gittiğimiz mekanda üç kişilik bir masaya ekstra bir sandalye ile yerleşme çabamıza karşılık, mekanın tasarımı bozulamaz kuralı ile masa-sandalye kıpırdatmamıza izin verilmemiştir. özellikle garson hanımın tavrı bizi çileden çıkarmıştır. sinir bozukluğu ile mekandan uzaklaştıktan sonra işletmeci çağla hanım’a atılan mail bu hafta cevaplanmıştır. nokta virgül eksiksiz kopipeyst olarak aktarıyorum:

    Merhaba,

    Konu servis elemanını bulduk.

    Fark ettiğiniz üzere iç ve dış bölümlerde 1-3 kişilik oturumlarımız olup, 3 kişi üzeri olan grupları ağırlamaya uygun bir yapımız yok.

    Mevcut masalarımız 3 kişilik ve uygun anda yanlarına 1 adet daha sandalye ekleyebiliyoruz ve maximum 4 adet sandalye yapabiliyoruz.

    Masa kesinlikle birleştirmiyoruz.

    Bu kurallara uymadığımız takdirde yoğun anlarda yerleşim sıkışıklığından dolayı servis veremiyoruz ve ayrıca sokaktaki düzen konusunda şikayet alabiliyoruz.

    Sizin ile yaşanan olayda gün ve saat olarak 4 kişi olarak iç ön sol masaya oturum verilebilirdi, hata yapılmış.

    Bayram öncesi sebebiyle personelin buyuk bölümü istanbul dışına ailelerine gittiği için açık olduğumuz cuma cmts gunu yedek kadro ile servis verdik.

    Size denk gelen personelin hatası olmuştur, kendisi ile görüşüp hatasını ve ne yapması gerektiğini açıkladık.

    Böyle bir durum yaşandığı için özür dileriz.

    Tekrar görüşmek üzere,

    Cağla Atmaca

  2. Pingback: mistiklal.com | Mart Dosyası: Kahve Bahane Değil!

Bir Cevap Yazın