Bistro

Artık İstiklal’de huzurla kitap okuyabileceğimiz mekânlar kalmadı farkında mısınız?! İlk açıldığında kısmen Starbucks bu işlevi görüyordu; şimdi orada bir şey okumak, yazmak mümkün değil. Gizli birkaç ıssız kafeyi de böyle bloglarda afişe ettik, artık oralarda da rahat yok. Ben yaradılıştan kendime rahatsızlık vermekten ayrı bir haz duyduğumdan gayrı, hazır yeni huzurlu bir yer keşfetmişken onu da yazayım da huzurum kaçsın dedim. Efenim mekânımız, Garanti Bankası tarafından kurulmuş bir kültür platformu olan Salt’ın içindeki Bistro.

Mistiklal ahalisi ile cumartesi günü şöyle hem yayılarak hem kahvelerimizi yudumlayarak biraz da hayallere dalarak kitap okuyabileceğimiz bir yer arıyorduk.  Evet, cumartesi günü böyle mucizeler peşinde koştuğumuz  olur nitekim İstiklal’i arşınlarken aklımıza Bistro geldi. Geçmiş gezilerimiz de Salt‘da ki sergileri ziyaret etmiş ve hatta sanat eseri sayılabilecek mükemmel tuvaletlerini de kullanmıştık.

Bistro; geniş tavanı ve sade mobilyalarıyla rahatlatıcı bir ortam, yani elbette ben rahatlatıcı diye tanımlarım, bu ömrümü tüketen mimarlar binbir türlü şey söylerler. Haydi onları ve egolarını kırmayalım, ciddi bilgiler de verelim; bir 19.yy yapısı olan bina, Salt kültür kurumu olarak Ağa Han ödüllü mimar Han Tümertekin ve ekibi tarafından tasarlanmış.  Bistro ise şef Murat Bozok ile bir ortağı tarafından işletiliyor ki açıkçası Murat Bozok’un kim olduğunu da Bistro sayesinde öğrendim. Kendisi yurt dışında hatırı sayılır başarılar elde etmiş, ayrıca Sıraselviler Caddesi’nde bambaşka bir restoranı da varmış. Oranın biraz daha pahalı bir yer olduğunu tahmin etmekteyim. Kendisi hakkında daha fazla bilgi vermeyeceğim, her şeyi mistiklal’den beklemeyin canım, gerisini de siz araştırın.

Bahsi geçen cheesecake

Peki, buranın adını Bistro koymuşlar; esasında Bistro nedir, ne değildir bunu tartışmadan eleştiri kısmına geçmem mümkün değil. Efendim bu Frenklerin Bistro dediği şey Paris kökenli olup, kafe-bar-restoran üçlüsünün bir trio halinde size sunulduğu ortamdır. Yani orada bir şeyler atıştırabilir, arkadaşlarınızla kahve içmeye uğrayabilir yahut bir kadeh konyak yudumlayabilirsiniz. Salt Bistro’ya döner isek; menü de 3-4 başlangıç, 5-6 çeşit pizza, birkaç farklı makarna ve ana yemek olarak da 4 çeşit tespit ettim. Bununla beraber menüde Frenklerin ”plats du jour” dediği; yani haftanın her günü için, öğle servisinde çıkan sıcak yemeklerden oluşan bir bölüm de mevcut. Yemek menüsü açısından bistro kavramına gayet uygun; farklı tatlardan dar bir yelpaze sunulmuş.Yalnız biz yemeklerin tadına bakamadık ki bu konuya birazdan döneceğim.

 ‘’Soğuk kış gününde onlara ilaç gibi gelen sıcacık mekâna yayılmış, pek kibar garsona kahvelerini söylemiş, bir de nasıl olduysa paylaşımcı yanları tutmuş ve  ortak yemek üzere bir tatlı seçmişlerdi. Portakal soslu cheesecake diye bilinen ki ona kek veya tatlı demek biraz hakaret sayılırdı çünkü kendisi peynir soyundan gelip yaratılabilecek en mükemmel lezzetlerden biriydi, masaya geldiğinde; üç yazar da birbirlerini çatallamadan tatlıyı çatallamaya gayret ediyorlardı.’’

Anekdottan da anlaşılacağı üzere gerçekten yediğim en lezzetli cheesecake’lerden biriydi. Kimse zarar görmeden tatlı bittiğinde biraz sakinleşmiş; kitabımızdı, bilgisayarımızdı diyerek oraya demir atmaya girişiyorduk ki; demin ki kibar garson aynı kibarlıkta yanımıza yaklaşarak efendim çok özür dileriz bugün yedi de kapatıyoruz çünkü bir müşterimiz mekânı kapattı dedi. Yani şimdi böyle bir yerden beklemiyor insan, şaşırdık biraz. Filhakika ben orada birkaç saat daha otursam yemeklerden de haber verebilirdim size. Ne diyelim, başka baharlara kaldı.Tatlı bittiğinden beri dikkatimi çeken, Bistro’nun hemen bir üst katında konuşlanmış olan Robin-so Crusoe( evet bildiğimiz kitapçı olan / 389) bize çok davetkâr bakışlar atıyordu. Biz de kendimizi ona bırakarak Bistro turumuzu tamamlamış olduk.

Not: Henüz herkes keşfetmemişken gidip kafanızı dinleyin derim. Nasıl olsa yakında İstiklal’in ayakta yer sırası beklediğimiz, diğer kafelerine döner. Aaaa hemen üzülmeyin canım biz size gene daha sakinini bulur yazarız.

Meraklısına:  web mail | twitter | face | ekşi | mekanist

“Mutlu günler!” | mistiklal ekip

Sedef Can

Zamanımın çoğunu İstiklal Caddesi ve çevresinde geçiririm. Yemek olsun, içmek olsun bunlara pek düşkünüm. Bilhassa kahve ve rakı özel ilgi alanıma giriyor. Mistiklal dışında ne ile meşgulsün derseniz; Koç Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuyorum. Gelecekte yaşamımı kalemimle kazanmak gibi bir fantezim var. Hayatta prensip olarak düşünüyorum ama yapmıyorum. Mistiklal ise ilk eyleme geçişim olabilir.
Sedef Can

Bir cevap yazın