Vanessa Beecroft / 25 Şubat- 13 Mart @SALT Beyoğlu

Vanessa-Beecroft-From-point-to-Mongiello

Vanessa Beecroft’un performanslarından birinin SALT‘ta gösterileceğini duyduğumda bir heyecanlandım çünkü zamanlaması pek manidar geldi. Daha geçen Cumartesi bir Sosyoloji dersi ödevim için Kabataş Metro İstasyonu’nda canlı heykel misali dikildiğim ve hiçbir şey yapmadan 10 dakika durduğum için olabilir mi? Biz yapınca güvenlik deli muamelesi yapıyor, Beecroft yapınca sanat oluyor işte hayat böyle adaletsiz dostlar. Vanessa Beecroft’u çılgın performanslarından hatırlayanlar olacaktır, çıplak mankenleri havaalanında hareketsiz durdurması ya da sadece iç çamaşırlarıyla sergilemesi gibi.

Sanatçı kendini bir post feminist olarak tanımlıyor. Benim için insanların kendilerini nasıl tanımladıklarının hiçbir önemi yok aslında zira bu tanımlamanın bir maske yani temsil olduğu açık. Tanımlamasını kenara koyup işlerine göz atacak olursak; Beecroft toplumsal düzene başkaldıran, medyanın bedenlerimiz üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkmak için performanslar düzenleyen, estetik komplekslerimizi tokat gibi suratımıza vuran bir sanatçı arkadaşımızdır. Yani Cosmopolitan’ı karıştırırken bir nesne olarak gördüğünüz kadın bedenleri galeride karşınıza canlı birer özne olarak çıktığında değişen ne olur, işte bunu sorgulamamızı istiyor gibi yaptığı performanslar. Estetik kaygılarımızın, erotik temsilinden yani o moda sayfasındaki bağlamdan dışarı çıkıp bize utanç hissettirmesi neye işaret ediyor?

Yapaylaştırılan bir öznenin(canlı insan) nesne yapısında(canlı heykel) karşımıza çıkması sinirimize dokunuyor sanki. Benim dokundu diyelim ya da:). Beecroft hareket etmelerini yasaklıyor mankenlerinin, üstelik onlara rahatsız Gucci topuklu çizmeler giydirmişken. Konuşmalarını da yasaklıyor mesela onları çıplak ya da yarı çıplak sergilerken. Bu noktalara odaklandığımız zaman sanatçının kontrol tutkusu bayağı enteresan geldi bana. Hasan Bülent Kahraman’ın Cinsellik Görsellik Pornografi adlı kitabında şöyle bir cümle geçiyordu: ’’En büyük iktidar bedenlerimiz üzerinde kurduğumuzdur’’ . Haklıydı sanırım Kahraman, en büyük faşizmi de, ayrımcılığı da beden üzerinden yapıyoruz çoğu zaman. Geçmişine göz attığımda Beecroft’un yeme bozukluğundan muzdarip olduğunu görüyorum, bu aslında biraz açıklıyor gibi yaptığı işleri ne dersiniz? Her şeye rağmen ben performanslarının çok yüzeysel kaldığını düşünüyorum, kendi eşi de öyle düşünüyormuş dediğine göre. Bakalım sizin fikriniz ne olacak, bir gidin izleyin derim:

201433112940_1523_jpg_460_5000_false

SALT’ın üyesi olduğu Avrupa müzeler ağı L’Internationale koleksiyonundan
VB 25 (1996) 13 Mart’a kadar
SALT Beyoğlu’nda görülebilir.

VB 25

Vanessa Beecroft
25 Şubat – 13 Mart 2014
SALT Beyoğlu, Kat 1
Performans (1996)

VB 25 performansı Van Abbemuseum’da, Aralık 1996’daki ID sergisinin açılışından hemen önce kaydedilmiş; performans, açılış daveti süresince devam etmiştir. Beecroft’un işleri, kavramsal meseleler ve estetik kaygıların karmaşık bir füzyonu niteliğindedir ve genellikle “canlı heykeller” içerir. Sanatsal geleneğe ve toplumsal normlara saldırı hâlindeki bu işler, açıktan bir eleştiri yöneltmese de, egemen güzellik ideali, modanın etkileri ve reklamcılıkta bedenin kültleştirilmesi gibi güncel kültürel eğilimleri de inceler.

Sedef Can

Zamanımın çoğunu İstiklal Caddesi ve çevresinde geçiririm. Yemek olsun, içmek olsun bunlara pek düşkünüm. Bilhassa kahve ve rakı özel ilgi alanıma giriyor. Mistiklal dışında ne ile meşgulsün derseniz; Koç Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuyorum. Gelecekte yaşamımı kalemimle kazanmak gibi bir fantezim var. Hayatta prensip olarak düşünüyorum ama yapmıyorum. Mistiklal ise ilk eyleme geçişim olabilir.
Sedef Can

Bir cevap yazın