Simone de Beauvoir: Yaşamı, Felsefesi, Eserleri / 29 Eylül @ Fransız Kültür

IMG_4665.JPG

Haftaya Pazartesi akşamı 19:00’da Fransız Kültür‘de Simone de Beauvoir (1908-1986) üzerine bir söyleşi yapılacak. Bahçeşehir Üniversitesi akademisyenlerinden Gönül Bakay‘ın  Beauvoir üzerine derlediği kitap söyleşinin odağında olacak. Kitabı henüz bütünüyle okuma fırsatım olmadı fakat inceledikten sonra kapsamlı ve başarılı bir çalışma olduğunu düşündüm. Bunu da fırsat bilip, hem size bu etkinliği duyurmak hem de Beauvoir kimdir ve benim için neden önemlidir diye bir iki kelam etmek istedim.

İkinci feminizm dalgasını körükleyen bu dik başlı kadın,  Jean Paul Sartre’ın bir ömür boyu yoldaşı (beraber ve ayrı ayrı yaşadıkları sıra dışı ilişkilerle kimi zaman skandalların kahramanı), Varoluşçuluk felsefesine ve Sosyalizme hayatını adamış bir aydındır. Bildiğimiz anlamdaki modern feminizmin kurucusu olarak kabul edilir. Ataerkil bir ailede büyümüştür ve Katolik bir annenin baskıları altında geçirmiştir genç kızlığını. Ne vakit Sorbonne’da felsefe eğitimi almaya başlar, hayatı değişir. Üniversitede Castor (cesur) lakabını alır, Sartre ile tanışır, Varoluşçulukla tanışır, Marksizm ile tanışır; hayatın seyri de böylece değişir.

tumblr_lq3b0j3Nil1qk8tqwo1_500

Peki, bizim hayatımızı nasıl değiştirir?

Bir genç kız Beauvoir okuduktan sonra dünyayı aynı şekilde göremez. İkinci Cins: Kadın‘ı on yedi yaşında elime aldığımda hayatımın o dakikadan sonra bambaşka bir boyuta taşınacağını tahmin edemezdim. Çünkü zaten üzerine üç sayfalık bir ödev yazmam gerekiyordu, üstelik Fransızcasını kesinlikle anlamıyordum ve bir de saatlerce İstiklal’deki kitapçılarda Türkçe baskısını aramıştım. Biraz sinirliydim de açıkçası çünkü okumam gereken uzun bir kitaptı, çevirisi berbattı, Cuma akşamıydı ve ben zaten çok yorgundum. Ta ki o ilk sayfayı açana kadar.

İşte hayatta böyle anlar olur, hepimizin başına gelmiştir. Bir gün bir şeyler öğrenirsiniz ve hiçbir şey artık eskisi gibi olmaz. O güne dek kafanızda hep düşündüğünüz, hep hissettiğiniz bir şekilde sokakta, okulda ve evde maruz kaldığınız; aslında içten içe farkında olup da asla düşüncenizde şekillendiremediğiniz bir takım gerçeklerle Beauvoir vasıtasıyla yüzleşirsiniz. Yani evet kadınsınızdır, erkek değilsinizdir bunun hayatınızın her noktasına yansıyan çok keskin sonuçları vardır ama bir türlü o tuhaf ikinci sınıflığı, biraz kabul edememekten biraz da henüz o bilince erememekten kavrayamazsınız. Masalların ne derece tehlikeli olduğunu, romanlarda ve filmlerde maceracı kahramanların neden sadece erkeklerden seçildiğini, kadına atfedilen pasif ve bekleyici konumunu Beauvoir’ın analizleriyle okumak, dünyaya bakışınızı tamamen değiştirir. ”Kadın doğulmaz, kadın olunur’’  der Beauvoir. Toplumun bizi nasıl istediği kadınlara dönüştürdüğünü anlatır. Yazgımızı nasıl başkalarına terk ettiğimizi hem de bunu nasıl isteyerek yapacak hale geldiğimizi gösterir.

Konuyla ilgilenen herkese şiddetle tavsiye ettiğim bir etkinlik, umarım hepimiz için kafa açıcı olacaktır:)

Bir de  üzerine düşünmek isteyenler için en sevdiğim sözlerinden biriyle nasıl feminist oldum isimli yazımı bitirmek istiyorum:

Evlilik geleneksel olarak kadınlara sunulmuş tek gelecektir. Birçok kadın ya evlidir, ya bir zamanlar evlilik geçirmiştir, ya da evli olmadığı için acı çekiyordur.

P.S. Söyleşide simültane çeviri yapılacak.

 

 

Sedef Can

Zamanımın çoğunu İstiklal Caddesi ve çevresinde geçiririm. Yemek olsun, içmek olsun bunlara pek düşkünüm. Bilhassa kahve ve rakı özel ilgi alanıma giriyor. Mistiklal dışında ne ile meşgulsün derseniz; Koç Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuyorum. Gelecekte yaşamımı kalemimle kazanmak gibi bir fantezim var. Hayatta prensip olarak düşünüyorum ama yapmıyorum. Mistiklal ise ilk eyleme geçişim olabilir.
Sedef Can

Bir cevap yazın