Tiyatro Alesta ile “Erkek Parkı” Üzerine

6

Alesta henüz çok yeni, 2014’te kurulmuş bir tiyatro topluluğu. İlk oyunları; eşlerinin alışveriş bağımlılıklarından bunalan bir grup erkeğin sığındıkları mahzeni konu eden, Alman yazar Kristof Magnusson‘un yazdığı Erkek Parkı’nı Kasım ayından beri çeşitli alternatif sahnelerde oynuyorlar. Biz Ocak’ta yaptıkları gala sayesinde oyunlarını izleme fırsatı bulduk, çok da beğendik. Yeni kurulmuş olmalarına rağmen sahnede ekip olarak yakaladıkları enerji pek hoşumuza gitti. Kanımca beraber iş yapan insanların bundan keyif alması, o işi izlemeyi daha lezzetli bir hale getiriyor. Mistiklal olarak bizi güldürmüş bu güzel insanlarla sitemizde kısmen yeni bir format denemek istedik ve röportaj yapmaya karar verdik. Onlarda bizi kırmadılar sağ olsunlar ve zaman ayırdılar.

Nasılsınız, nasıl geçti oyununuz ve nasıl gidiyor her şey?

Mehmet Şerif Tozlu: Güzel geçti eğlenceli geçti, tabii yorucu da.

Orçun Ucal: Ama tatlı bir yorgunluk.

Nasıl başlayalım, isterseniz Alesta nasıl kuruldu, biraz ondan bahsedelim?

Orçun Ucal: Tiyatro Alesta’yı 2014’ün Ağustos ayında; Oğuz Gülen, Orçun Ucal, Mehmet Şerif Tozlu, Mehmet Fahri Etik, Serhat Dal ve Nevra Ayşem Savaşçı bir araya gelerek kurdu. Biz oyun yapmak amacıyla kurduk Alesta’yı, kendi istediğimiz oyunları yapabilmekti aklımızdaki. Alesta’nın anlamı da uzun yolculuğa hazır manasına geliyor. İlk oyunumuzu Erkek Parkı olarak seçtik, biraz erkek yoğunluğundan.

(gülüşmeler)

Ben de Ayşem Hanım’a onu sordum, kadın oyuncunuz yok mu diye az önce?

Oğuz Gülen: Biz de çok istedik olsun.

Ama olmadı mı? (gülüşmeler devam ediyor)

Serhat Dal: Şu an var aslında kadın oyuncu Alesta’nın ekibinde ama Erkek Parkı erkeklere odaklanan ve kadınların erkeklerin üzerinde uyguladığı baskıyı anlatan bir oyun. Kadının üstlenebileceği bir rol yoktu yani metinde. Biz metni de sevdik, bu sıkışmışlık hali çok hoşumuza gitti. İlk Tercihimiz o yüzden bu oyun oldu.

DSC_0023

Oyunu nasıl seçtiniz? Aranızda mesela daha önce izleyen var mıydı?

Mehmet Şerif Tozlu: Yok izlemedik, daha doğrusu şöyle aslında biz bütün bir yazı oyun okuyarak geçirdik ve daha sonrasında ortak bir kararla Erkek Parkı’nı oynamaya karar verdik.

Nasıl tanıştı bu ekip?

Mehmet Şerif Tozlu: Ben Kartal Sanat Tiyatrosu’ndaydım keza Oğuz, Orçun ve Serhat’ta öyle.

Oğuz Gülen: Biz yani böyle hep beraber Kartal Sanat Tiyatrosu’ndaydık.

(Gülüyoruz yeniden)

Mehmet Fahri Etik: Orçun’la ben ise konservatuardan sınıf arkadaşıyız.

Orçun Ucal: Ben Kartal Sanat’ta işe başlayınca bir araya gelmiş olduk, bir sene sonra da böyle bir işe giriştik neden bizim de bir tiyatromuz olmasın diye. Ayşem ile tanışmamız ise Serhat sayesinde oluyor. Ayşem de dramaturji okuyor bu arada. Erkek Parkı’nı seçtikten sonra çok yoğun bir prova sürecine girdik. Eylül’ün başında başladık, Kasım’ın 8’inde ise prömiyerimiz oldu. Bu süreç bizim için gerçekten çok zordu. Aramızda çalışanlar da var çünkü. Akşamları prova alarak, gece yarılarına kadar çalışarak sabah okula ve işe devam ederek ortaya çıkardık bu işi.

Sadece severek yapılacak başka türlü katlanılmayacak bir iş aslında bu.

Orçun Ucal: Sanat böyle bir şey zaten. Hepimizin ayrı bir krizi var anlatmak istediğimiz en iyi anlatmanın yolu da tiyatro diye düşünerek, en azından ben kendi adıma böyle başladım bu işe. Bu yüzden de hepimizin ortak krizlerini git gide Alesta’nın yeni oyunlarıyla anlatmaya çalışacağız.

Seçeceğiniz oyunlarda bu yönde olacak sanırım. Bu arada başka bir oyun daha gördüm o arkadaşlar burada değil sanırım.

Mehmet Şerif Tozlu: Onlar burada değiller, Boş Şehir isimli başka bir oyun üzerinde çalışıyorlar.13 Mart’ta Emek Sahnesi’nde prömiyer olacak.

Oyunu hiç tamamen uyarlamayı düşündünüz mü? Bazen yapılıyor böyle şeyler (Nevra Ayşem’e dönerek) aslında bu soru biraz da size oluyor hani isimlere kadar şehirlere kadar tam bir uyarlama gibi çünkü çok benzer durumlar burada ülkemizde yaşanıyor.

Nevra Ayşem: Doğru yapılıyor, yapılacak.

Mehmet Şerif Tozlu: Yeni oyunumuzda benzer bir durum var.

Nevra Ayşem: Sonuçta bu çok evrensel bir konu, bir şekilde insanların birbirleri üzerinden kendilerini var etmeleri ya da takındıkları maskelerle toplumda kendilerine yer bulmaları. Bunun sadece bir kolu alışveriş, bu oyunda da karşımıza bu çıktı. Evrensel bir konu bu, bu yüzden de uyarlamayı tercih etmedik.

(Ayşemin kararlılığından etkilendiğimden biraz tırsak) Yani yapanlar var böyle şeyler. Ben şöyle düşündüm aslında; seyirci kendini daha yakın hissetsin oyuna diye böyle bir şey olabilirdi. İsimler ilk anda bizi şaşırtmıştı mesela; Erol mu? Ne, yok, Errol diye tartışıyorduk.

Nevra Ayşem: Elbette yapılabilir.

DSC_0024Şimdi söylemek istediğim bir şey var ben izlediğimde gerçekten çok beğendim ortak enerjinizi. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü pek çok oyunda birkaç kişi oyunculuklarıyla ön plana çıkarak lokomotif görevi görürler, oyun öyle gider. Kötü müdür, iyi midir öylesi tartışılır. Ama sizin yakaladığınız enerjinin güzelliği çok mühim bence. Üstelik henüz ilk oyununuz, daha önce bu ekip hep beraber sahnede olmadı anladığım kadarıyla?

Mehmet Fahri Etik: Orçun ve biz beraber sahneye çıktık ancak Alesta ekibi olarak bu ilk.

Nevra Ayşem: Biraz da oyunun şansı sanırım. Benim düşünceme göre sahnede oyunculukla beraber çok güzelleşen bir metin “Erkek Parkı” oyunu.

Peki, taraflı bir metin olduğunu hiç düşündünüz mü? Kişisel fikrinizi soruyorum, sizce Erkek Parkı; kadınları çok tek tipleştirmiyor mu (erkek çokluğunu buldum ya illaki cinsiyetçiliğim tutacak)? Erkek çeşitliliğini çok güzel görürken kadınlarda aynı zenginlik yok.

Mehmet Şerif Tozlu: Oyunun içerisinde bahsedilen kadınlar, bu erkek karakterler tarafından çiziliyor. Yani erkeklerin dünyası üzerinden tanımlanan kadınları dinliyoruz. Şimdi dışarı çıktığınız zaman erkek ortamlarının yüzde doksanında hep aynıdır aslında, toplumsal cinsiyetçilikle üretilmiş düşünceler vardır hep: işte ne bileyim kadınlar çok konuşur, kadınlar alışveriş yapar gibi. Oyundaki de aslında çok farklı değil bence. Kadınlardan bahsederken hep aynı kadından bahsediyormuş gibi konuşur erkekler. Sanki tek bir kadın varmış gibi dünyada onun üzerinden konuşulur. Burada da aslında aynı şey var.

Yazarın erkek olmasının da etkisi var mı sizce bunda? Siz ne düşündünüz (Ayşem’e soruyorum)

Nevra Ayşem: Evet doğru tek tipleştirilmiş bir kadın üzerinden erkekler kadınları tanımlıyor, bunun bir karşılığı da aslında kadınların bu tanımı kabul ederek kendilerini bu kalıptan tanımlamaları olabiliyor. Ancak oyuna geri dönüşlerden de anladığım erkeklerin tepkisi şu yöndeydi; biz kendimizle yüzleştik. Çünkü oyunda, çok güzel bir arkadaşlık ilişkisi kurmuş üç erkek, uzun bir süre sorunsuz bu mahzeni paylaşmışlar birliktelik ruhu içinde. Sonra birden bir bakıyoruz kurduklarını düşündükleri bu dünya hiç de öyle değilmiş.

Peki, sevdiniz mi siz bu karakterleri?

Oğuz Gülen: Zaten biraz zorundasınız diyebiliriz, sevmeden öyle çıkmaz karakter ortaya.

Orçun Ucal: İlk başta oyunu sevdik biz. Zaten rol dağılımı olurken kim en çok kendini neye yakın hissetiyse o role gitti aslında. Oyunda erkeklerin bu duruma düşmesi üzücü, sistemde çaresiz kalmaları da bizi üzüyor ama bir yandan çok eğlendirici ve güldürücü bir hal alıyor durum.

Çaresiz kalmaları derken? Hani mahzen kuracak kadar mı çaresiz demek istediniz?

Orçun Ucal: Şöyle düşünün tek özgürlük alanları bu mahzen. Başka hiçbir yerde özgürleşemiyorlar. Tek özgür oldukları alan burası… Bu aslında düşününce çok acı verici bir şey onlar açısından. İnsani olarak acı verici.

Bir diğer nokta seyircinin gözüne çarpan pislik durumu sanırım. Erkekler bu kadar pis midir yahu?

Orçun: Şöyle düşün erkek ne kadar düzenli olabilir.

Bilmiyorum ki, bilmediğim de bir şey ondan soruyorum galiba (kopuyoruz burada)?

Mehmet Fahri Etik: Ben yalnız yaşıyorum oradan örnek vereyim. Annem geliyor eve mesela illa düzeltecek bir şeyler buluyor.

(Dekoru kast ederek) Şey böyle yaşamıyorsundur ama herhalde?

Mehmet Fahri Etik: Yok böyle yaşamıyorum ama anlatmak istediğim bana göre çok düzenli olsa bile annem temizliyor, düzeltiyor. Ona yetmiyor gibi.

Nevra Ayşem: Genel olarak benim gözlemime göre ekibimiz düzenli.

Mehmet Fahri Etik: Öyleyiz ya gerçekten.

DSC_0017Sahnede gördüğümüz gibi mi davranır erkekler bir araya geldiğinde? (yine bilmediğimden soruyorum)? İç dünyalarından bahsederler mi?

Orçun Ucal: Yani mesela biz hep beraber prova günlerinde oturduğumuzda Ayşem’i unutup erkek muhabbetlerine dalabiliyoruz. Ayşem hemen, şimdi tam erkek parkına döndük diyor. Demek ki benim çıkardığım sonuç evet böyledir. Bir araya gelince sahnede gördüğümüze benzer bir ortamı kurabiliyoruz.

Mehmet Şerif Tozlu: Aslında erkeklerin içine girebilecekleri bir dünyaları yok ama dışına çıkabilecekleri çok şeyleri var. Baktığınız zaman iç dünya kavramı demek ki eksik biraz bizim cinste.

Orçun Ucal: Kadınlar genelde iç dünyalarında bir şeyi tarttıkları zaman belli etmeyebilirler karşı tarafa ama erkekler öyle değil. Erkekler biraz daha düz gibi; neyse o. Sonuç odaklı yaşıyorlar.

Siz de oyunla beraber kafa yormuşsunuz bu duruma sanki?

Oğuz Gülen: Ayşem bu süreçte bize sürekli sordu erkek nedir diye? Otuz yıldır erkeğim hiç düşünmemiştim bu soruyu.

(gülüyoruz)

Orçun Ucal: Tabii biz de sorgulamaya başladık.

Mehmet Şerif Tozlu: Yani erkek nedir, erkek benim işte diyordum başta.

Oynarken bir farkındalık oldu demek ki?

Oğuz Gülen: Otuz senedir düşünmemişim diyorum ya erkek nedir? Nedir ya? Neyim ulan ben? Düşündüm bunları.

Ayşem Hanım bahsetti, Erkek Parkı’nın filmi de varmış sanırım Alman yapımı?

Oğuz Gülen: Evet oyundan önce çıkmıştı film, merak etmemize rağmen izlemedik biraz da etkilenmeyelim diye izlemedik açıkçası.

Mehmet Şerif Tozlu: Ekim’de girmişti Almanya’da gösterime ama bulamadık, daha sonrada burada gösterilmedi.

Serhat Dal: Fragmanına bir baktık. Böyle bir mahzen mi olur dedik plazmalar falan.

Sizin mahzeniniz daha güzel. Çünkü gerçekten mahzen olmuş burası. Çok cahilce bir soru olabilir ama emsal olmaması önünüzde nasıl sizce? Çok bilinmiş oyunlar klasikler mesela pek çok kez izlendikten sonra ortaya da çıkabilir, sizdeki böyle bir durum değil önceden sahnede ya da sinemada hiç izlememişsiniz.

Mehmet Şerif Tozlu: Filmden etkilenmeyi istemememiz bilinçli bir seçimdi. Çünkü, bu karakterler hayatlarımızda var olan karakterler ve ister istemez bu karakterlerden etkileniyoruz. Gözlem yaptığımız karakterlerden etkilenmek daha eğlenceli.

Orçun Ucal: Şimdi oyuncu olarak aslında bir şeyi izlediğiniz zaman o size blokaj koyuyor. Şöyle ki sizin yaratma süreciniz mutlaka engelleniyor. Siz karakteri çıkarırken izlediğiniz şeyi kodluyorsunuz bir süre sonra istem dışı. Ben mesela şu ana kadar ne oynadıysam hiçbirini önceden izlemedim. Tabii şahsi görüşüm böyle, ben tercih etmiyorum. Ekipteki arkadaşlarım da öyle düşünüyorlar. Sıfırdan kendimiz yaratmak istedik karakterleri ve ona göre hareket ettik.

Sahne bulmakta peki güçlük çekiyor musunuz?

Orçun Ucal: Metin Boran (Rampa Tiyatro’nun kurucusu) ilk buraya görüşmeye geldiğimizde bize çok sıcak davrandı. Prömiyer günümüzü de belirleyen oydu, 8 Kasım yazdığında bir anda telaşa girmiştik. İlk de burada oynamıştık, galayı da burada yaptık. Onun dışında Kadıköy’deki Emek Sahnesi’nde sahneye çıktık. Alternatif sahneler genelde soğuk davranmıyor misafir tiyatrolara, bu da bizim hoşumuza giden bir durum. Hep yardımcı oldular yani. Hedeflerimizden biri elbette bizim de bir mekânımızın olması ve tüm enerjimizi oraya vermek.

Meraklısına: web | facebook | twitter |instagram | ekşi

Sedef Can

Sedef Can

Zamanımın çoğunu İstiklal Caddesi ve çevresinde geçiririm. Yemek olsun, içmek olsun bunlara pek düşkünüm. Bilhassa kahve ve rakı özel ilgi alanıma giriyor. Mistiklal dışında ne ile meşgulsün derseniz; Koç Üniversitesi Tarih Bölümü'nde okuyorum. Gelecekte yaşamımı kalemimle kazanmak gibi bir fantezim var. Hayatta prensip olarak düşünüyorum ama yapmıyorum. Mistiklal ise ilk eyleme geçişim olabilir.
Sedef Can